Neden Bazı Canlılar Binlerce Yavru Yapar?
Bir balık binlerce yumurta bırakırken bir fil tek yavru büyütür. Aradaki fark, doğanın eleme düzeniyle ilgilidir.
Nehir Aydıner 4 dk okuma
Doğaya biraz dikkatle bakan herkes tuhaf bir savurganlıkla karşılaşır: bir balık tek seferde binlerce yumurta bırakır, bir kavak ağacı havayı tohumla doldurur, bir kurbağa göletin kıyısını jelatinimsi bir kütleyle kaplar. Buna karşılık bir fil yıllar arayla tek yavru doğurur, bir kartal çiftinin sezonu genellikle bir ya da iki civcivle kapanır. Aradaki fark rastlantı değildir. Sayı, doğanın eleme düzeniyle doğrudan ilgilidir ve hangi canlının kaç yavru yaptığı sorusunun cevabı, o yavruların kaçının elendiğinde saklıdır.
Bolluk, elemeye verilen bir cevaptır
Bir canlının çok sayıda yavru üretmesi, yavruların çoğunu kaybedeceğini baştan kabul etmesi anlamına gelir. Suya bırakılan yumurtaların büyük bölümü yenir, akıntıyla uygun olmayan bir yere sürüklenir ya da gelişemeden bozulur. Bu düzende hayatta kalmak tek tek bireylerin korunmasıyla değil, elemeden geriye birkaç tanesinin sağ çıkmasıyla sağlanır. Bolluk burada bir israf değil, yüksek kayıp oranına verilmiş bir karşılıktır; kalburdan geçen az sayıda birey bütün nesli taşır.
Azlık, korumaya yatırım demektir
Bunun tam karşısında az sayıda yavru yapan canlılar vardır. Bir yavruya yıllarca süt, koruma, sıcaklık ve öğrenme fırsatı veren memeliler bu gruptadır. Burada eleme doğumdan sonra değil, doğumdan önce ve bakım süresince işler; ebeveyn kendi kaynaklarını sınırlı sayıda yavruya ayırır ve o yavruların hayatta kalma ihtimalini yükseltir. Kayıp yine olur, ama oran çok daha düşüktür. Sayının azalması, her bireyin arkasındaki emeğin artmasıyla dengelenir.
Ortam ne kadar tahmin edilebilir?
Hangi yolun izleneceğini büyük ölçüde yaşam ortamının istikrarı belirler. Kuruyup dolan geçici su birikintileri, mevsimlik seller, kısa süreli çiçeklenmeler gibi bir açılıp bir kapanan ortamlarda hızlı ve kalabalık üreme avantajlıdır: fırsat penceresi dardır, o pencereye çok sayıda aday sokmak gerekir. Yıllarca aynı kalan bir orman içi ya da derin göl ortamında ise rekabet asıl belirleyicidir. Orada kalabalık değil, güçlü ve iyi hazırlanmış birey öne çıkar.
Elemenin gözle görülür sahneleri
Doğadaki eleme çoğu zaman sessiz işler ama bazı anlarda apaçık görünür. Deniz kaplumbağası yavrularının kumdan çıkıp suya doğru koştuğu kısa yürüyüş bunun en bilinen örneğidir; o mesafede sayı hızla azalır. Kuş yuvalarında erken çıkan ve daha güçlü olan yavrunun besini kapması, ağaç altına düşen binlerce meşe palamudundan yalnızca birkaçının fidana dönüşmesi, aynı düzenin farklı sahneleridir. Elenen taraf çoğu zaman zayıf olan değil, yanlış zamanda ya da yanlış yerde olandır.
Tohumda da aynı hesap vardır
Bitkiler yavru büyütemez, bu yüzden hesaplarını tohum sayısıyla yaparlar. Rüzgârla dağılan hafif tohumlar çok sayıda üretilir; çünkü çoğu asfalta, gölgeye, suya ya da başka bir bitkinin kök bölgesine düşecektir. Buna karşılık iri ve besin deposu geniş tohumlar az sayıda olur ama çimlendiklerinde ilk haftalarda yaşayacakları rekabete hazırlıklıdırlar. Bir avuç ceviz ile bir avuç haşhaş tohumu arasındaki fark, aslında iki farklı eleme stratejisidir.
Sayı arttıkça bakım azalır
Genel eğilim bellidir: yavru sayısı yükseldikçe her bir yavruya ayrılan ilgi ve kaynak düşer. Binlerce yumurta bırakan bir canlıdan yuva bekçiliği beklenmez. Ama ikisinin arasında duran örnekler de vardır; bazı balıklar az sayıda yumurtayı ağzında taşır, bazı böcekler yavrusuna hazır besin bırakıp ayrılır. Doğa bu iki uç arasında geniş bir aralık kullanır ve her tür kendi ortamına uyan noktayı bulur. Sabit bir kural değil, ortama göre kayan bir denge söz konusudur.
Yavru sayısı neyi anlatır?
Bir canlının kaç yavru yaptığını öğrenmek, aslında o canlının hayatının ne kadar riskli olduğunu öğrenmektir. Kalabalık üreyen türler, yavrularının çoğunu erken kaybeden türlerdir. Tek yavruya yıllarını veren türler ise kaybı azaltmayı seçmiştir. İkisi de aynı sonuca hizmet eder: neslin devamı. Yalnızca elemenin nerede gerçekleştiği değişir; kimi türde yumurtadan çıkmadan, kimi türde büyüme yıllarında, kimi türde ise yuvadan ayrıldıktan sonra.
Gözlemcinin çıkarması gereken ders
Bahçede binlerce tohum, gölette sayısız yumurta gördüğümüzde bunu bir bereket işareti sanmak kolaydır. Oysa o kalabalık, arkasından gelecek büyük elemenin habercisidir. Aynı şekilde tek yavrulu bir memeli gördüğümüzde üremesinin zayıf olduğunu düşünmek yanıltıcıdır; orada eleme baştan yapılmış, kaynaklar tek adaya toplanmıştır. Doğayı izlerken sayıya değil, sayının arkasındaki eleme oranına bakmak, gördüğümüz manzarayı çok daha anlaşılır kılar.
Yavru sayısı bir canlının gücünü değil, karşı karşıya olduğu riski anlatır. Kalabalık üretenler eleme sonrası birkaç bireye güvenir, az üretenler eleme öncesi hazırlığa yatırım yapar. İki yol da milyonlarca yıldır işlemektedir ve doğada yan yana durmaktadır. Bir sonraki gezinizde bir bitkinin tohum bolluğuna ya da bir kuş yuvasındaki yavru sayısına baktığınızda, aslında o türün eleme hesabını okuyor olacaksınız.