Acemi Olmayı Göze Almak: Yetişkinlikte Yeni Bir Şey Öğrenmek
Yetişkinlerin öğrenmesini zorlaştıran şey yetenek değil, kötü görünmeye tahammülün azalması. Bu eşiği aşmanın yolları.
Selin Ertem Güncelleme: 3 dk okuma
Bir yetişkin için en zor şeylerden biri, herhangi bir konuda kötü olmayı göze almaktır. Çocuklukta acemilik doğaldır; kimse dört yaşındaki birinden düzgün bisiklet sürmesini beklemez. Ama otuzunda, kırkında yeni bir şeye başlayan insan, ilk günden itibaren kendinden bir yeterlilik bekler. Bu beklenti karşılanmayınca da genellikle "bende bu iş olmuyor" der ve bırakır.
Oysa öğrenmenin doğası değişmemiştir. Değişen tek şey, kişinin başarısız görünmeye tahammülüdür. Yetişkin, kendini bir kimlikle tanımlamıştır: işini bilen, saygı gören, yetkin biri. Yeni bir alana adım atmak bu kimliği geçici olarak askıya alır ve bu askıya alma huzursuzluk yaratır.
Acemiliğin geçici olduğunu unutmak
Yeni bir beceriye başlayan kişi, o andaki kötülüğünü kalıcı bir özellik gibi okur. Beşinci gitar dersinde parmakları tutmayan biri, "el yeteneğim yok" sonucuna varır. Oysa gördüğü şey yeteneğin ölçüsü değil, tekrar sayısının azlığıdır. Beceri eğrisi baştan çok yavaş, sonra hızlı ilerler; en çok bırakılan nokta da bu yavaş bölümdür.
Bu evreyi atlatmanın yolu, ilerlemeyi sonuçla değil, tekrar sayısıyla ölçmektir. "Bu hafta üç kez çalıştım" cümlesi, "hâlâ düzgün çalamıyorum" cümlesinden daha doğru bir ölçüdür. Çünkü ilki kontrolünüzdedir, ikincisi zamanın işidir.
Seyirci yanılgısı
Yeni bir şeye başlamayı erteleyen insanların büyük kısmı, başkalarının bakışından çekinir. Havuzda yavaş yüzmekten, kurs sınıfında en yaşlı kişi olmaktan, yabancı dilde kırık cümleler kurmaktan utanır. Bu utancın altında yatan varsayım şudur: herkes beni izliyor ve değerlendiriyor.
Gerçekte insanlar başkalarının performansına sanılandan çok daha az dikkat eder. Herkes kendi hatasıyla meşguldür. Aynı sınıftaki kişi, sizin telaffuzunuzu değil kendi telaffuzunu düşünmektedir. Bu basit gerçeği hatırlamak, başlamanın önündeki en büyük engeli belirgin biçimde küçültür.
Öğrenmenin ikinci faydası
Yeni bir beceri edinmenin görünen kazancı, o becerinin kendisidir. Ama daha büyük kazanç, öğrenme kaslarının çalışır halde kalmasıdır. Uzun süre hiçbir yeni şey öğrenmeyen zihin, bilinmezliğe karşı toleransını yitirir. Bu tolerans azaldıkça kişi işinde de, ilişkilerinde de yeni durumlara direnç göstermeye başlar.
Buna karşılık düzenli olarak bir şeyler öğrenen biri, "bilmiyorum" halini tehdit olarak görmemeyi alışkanlık haline getirir. Bu, hayatın her alanına yayılan bir esnekliktir. Sadece daha çok şey bilmek değil, bilmemekten daha az korkmak anlamına gelir.
Nasıl başlanır
İlk kural, girişi olabildiğince küçültmektir. Haftada bir buçuk saatlik ders planı yerine, her akşam on dakikalık bir temas çok daha yüksek ihtimalle sürer. İkinci kural, öğrenmeyi görünür kılmaktır; enstrümanı dolaba kaldırmak yerine ortada bırakmak, ders defterini masanın üstünde tutmak gerçek bir fark yaratır.
Üçüncüsü, ölçülebilir küçük bir hedef belirlemektir. "İngilizce öğrenmek" bir hedef değil bir temennidir. "Üç ay sonra bir dizinin bir bölümünü altyazısız izlemeyi denemek" ise ölçülebilir bir eşiktir. Eşiğe ulaşmak da ulaşmamak da bilgi verir.
Son olarak, yolculuğu tek başına yapmamak. Bir arkadaşla, bir grupla ya da düzenli bir dersle ilerleyen kişi, motivasyonun düştüğü günlerde dışarıdan bir çerçeveye yaslanır. Acemi olmayı göze almak zordur; ama o eşik geçildiğinde arkasında, yıllardır bir kenarda duran hevesin gerçekten mümkün olduğu bilgisi kalır.
Yaşın gerçek etkisi
Yeni bir şey öğrenmenin yaşla birlikte imkânsızlaştığı düşüncesi, en yaygın bahanelerden biridir. Gerçekte olan şey biraz daha incedir. İleri yaşta öğrenme hızı bazı alanlarda bir miktar yavaşlar, ama bunun karşılığında deneyim, örüntü tanıma ve sabır artar. Yetişkin öğrenci, çocuğun aksine neye ihtiyacı olduğunu bilir ve gereksiz olanı hızlıca eleyebilir.
Asıl fark zamandadır. Çocuğun günü öğrenmeye ayrılmıştır; yetişkinin günü ise başka yükümlülüklerle doludur. Yani sorun kapasite değil, tahsis edilen saattir. Bu ayrımı görmek moral açısından da önemlidir, çünkü zaman düzenlenebilir bir şeydir, yaş ise değildir.
Bir de birikimin avantajı vardır. Daha önce herhangi bir alanda bir şeyi öğrenmiş olan kişi, öğrenmenin nasıl bir şey olduğunu bilir: baştaki kafa karışıklığının geçici, ortadaki durgunluğun normal olduğunu deneyimlemiştir. Bu bilgi tek başına, pek çok yeni başlayanın sahip olmadığı bir dayanıklılık sağlar.